10.YIL

10.YIL

4-5-6 EYLÜL 2026

4-5-6 EYLÜL 2026

tema : geçİCİLİK

tema : geçİCİLİK

Gözümüzün önünde her saniye değişen, dönüşen ve akıp giden bir gerçeklik varken; bizler tanıdık ve güvenli bulduğumuz anların içinde sonsuzluğu arıyoruz. Oysa sadece tutunmak istediğimiz güzellikler değil, hiç geçmeyecekmiş gibi gelen ağırlıklar da aynı akışın içinde eriyip gidiyor. Evrendeki her şeyin yeni bir forma dönüştüğünü ve yaşamın asıl büyüsünün tam da bu kesintisiz akışta gizlendiğini fark etmek, belki de çok kıymetlidir.

Bu sene bunun üzerine konuşmak istedik. Temamız, ‘’Geçicilik / Impermanence’’.

Geçicilik, zihnimiz tarafından anlaşılması güç bir kavram. Bir yerlerde, soyut bir şekilde biliyoruz: hiçbir şey kalıcı değil. Hücreler yenileniyor. Dostluklar değişiyor. Üzümler gelişiyor. Örneğin kedimiz bir öğleden sonra yanımıza kıvrılıyor; o anı dondurmak, tutmak istiyoruz. Tutamıyoruz. Belki de patisini tutarken hem o an kaybolmasın istiyoruz, hem de kaybolacağını bilerek içimizi hafif buruk bir mutluluk kaplıyor.

CAZIN DOĞASI DA TAM OLARAK BU GERÇEĞİ FISILDIYOR BİZE. mÜZİKTE DOĞAÇLAMA HERAKLEITOS'UN NEHRİNİN SESE BÜRÜNMÜŞ HALİ GİBİ.

Herakleitos, aynı nehirde iki kez yıkanılamayacağını söyler. Nehir değişmiştir, ama insan da değişmiştir. Suya giren insanla sudan çıkan insan tam olarak aynı insan değildir. Çoğumuz hayatımızı sessizce buna direnerek geçiriyoruz. Tutmaya çalışıyoruz. Bir şeyler inşa ediyoruz, isimler veriyoruz, on yıl sonrası için planlar yapıyoruz, yarının nasıl görüneceğini bildiğimizi söylüyoruz kendimize.


Bir yandan da Bozcaada'nın rüzgârı, bu planlarımızla pek ilgilenmiyor. Kendi halinde, adanın üstünden geçiyor. Adayı bilenler bunu biraz şikayet, biraz da gururla anlatır. Rüzgâr burada bir engel değil, hayatın kendisi. Geçicilik de tam böyle bir şey belki de - dışarıdan çarpan bir felaket değil, içinde var olduğumuz koşulun kendisi.


Cazın doğası da tam olarak bu gerçeği fısıldıyor bize. Müzikte doğaçlama, Herakleitos’un nehrinin sese bürünmüş hali gibi. Sahnede aynı parça kaç kere çalınırsa çalınsın, hiçbir performans diğerinin aynısı olmuyor. Notalar havada bir süre asılı kalıyor, sonra kayboluyor. O notayı bu kadar kıymetli yapan şey, tam da bir daha asla aynı şekilde duyulmayacak olması. Caz ve doğaçlama müziği, zamanı durdurmak için çabalamıyor, zamanla birlikte akıyor.Bu kabul, hayata karşı kayıtsız kalmak ya da olup biteni boş vermek anlamına gelmiyor. Aksine, hayatı tam da olduğu gibi görmek, kontrol edemeyeceğimiz şeyleri kontrol etme çabasından incelikle vazgeçmek demek. Kaybetme kaygısını bir kenara bırakıp, sahip olduğumuz tek gerçek ana, "şimdiye" kök salabilmek...

‘’Şeyleri’’ yerinde tutmaya çalışmayı bıraktığınızda, onları gerçekten görmeye başlıyoruz. Işığı bir başka fark ediyoruz, kediye bir başka dokunuyoruz. Şu an, bu kişiyle yaptığınız bu sohbetin bir daha asla tam olarak böyle olmayacağını fark ediyoruz — ve bu üzücü bir durum değil. Sadece, öyle. Ve bu gerçek, sohbeti çok daha kıymetli kılıyor.


Festivalin bu sene onuncu yılı. Böyle bir dönüme geldiğimizde içgüdümüz bir bayrak dikmek, kalıcı izler bırakmak oluyor. Ama festivaller de diğer her şey gibi, hep aynı kalmıyor. Her sene farklı insanları bir araya getiriyor. Farklı müziklerle, farklı havalarda, feribota binmenin farklı sebepleriyle birlikte bir araya geliyoruz. Festivaller de sürekli kendini yeniden inşa eden geçici buluşma alanlarımız; onların en dürüst ve güzel tarafı da geçici olmaları.

Bu Eylül sizi Bozcaada'ya çağırıyoruz — kalıcı bir şeyi işaretlemek için değil, kalıcı olmayanın, olmamanın tadını çıkarmak için. Sadece çalındığı an için var olan müziği dinlemek, yarın yine aynı görünmeyecek denizin kıyısında oturmak için.

ŞU AN BURADAYIZ, VE BU ÇOK GÜZEL.

Eylül’de, adada görüşmek üzere!

Eylül’de, Adada görüşmek üzere!

SOCIAL MEDIA CHANNELS

SOCIAL MEDIA CHANNELS